29.06.2026 / Ankara
Ankara Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Faik Yavuz, Ankara Ekonomi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, tarım ve gıda sektörünün geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, sürdürülebilir üretim, gıda güvenliği, teknoloji kullanımı ve kırsal kalkınmanın önemine dikkat çekti.
Ekonomim Gazetesi tarafından organize edilen, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran ve Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç’ın katılımıyla gerçekleştirilen Ankara Ekonomi Zirvesi’nin açılışında konuşan ATB Başkanı Faik Yavuz, Ankara’nın sanayi, hizmet ve tarım alanlarında Türkiye’nin stratejik merkezlerinden biri olduğunu belirtti.
Tarımın artık yalnızca bir üretim faaliyeti olmadığını ifade eden Yavuz, “Tarım konusu; ekonomi, çevre, dış ticaret, sosyal kalkınma ve ulusal güvenlik başlıklarının tamamını ilgilendiren stratejik bir alandır” dedi.
“Ankara önemli bir tarımsal üretim merkezidir”
Ankara’nın tarımsal potansiyeline değinen Yavuz, kentin yaklaşık 11,6 milyon dekar tarım alanına sahip olduğunu, 8-9 milyon dekar civarında ekili alan bulunduğunu belirtti. Ankara’nın hububat, bakliyat, yem bitkileri ve hayvancılık alanlarında Türkiye’nin önde gelen üretim merkezlerinden biri olduğunu söyledi.
Ankara’da yaklaşık 630 bin büyükbaş ve 2,1 milyon küçükbaş hayvan varlığı bulunduğunu kaydeden Yavuz, kentin kuru soğan, nohut, kimyon, marul, yer elması, ıspanak ve yulaf üretiminde Türkiye birincisi olduğunu; arpa, buğday, havuç, kırmızı pancar, aspir, fiğ ve mantarda ise Türkiye sıralamasında üst basamaklarda yer aldığını belirtti.
“Gıda güvenliği stratejik bir konudur”
Dünyada yaşanan pandemi, jeopolitik krizler, enerji maliyetleri ve iklim değişikliğinin gıda arz güvenliğinin önemini artırdığını vurgulayan Yavuz, güçlü ekonomilerin temel göstergelerinden birinin vatandaşların güvenilir ve yeterli gıdaya sürdürülebilir şekilde ulaşması olduğunu söyledi.
Yavuz, Ankara Ticaret Borsası olarak tarım piyasalarının sağlıklı işlemesi, üreticinin emeğinin değer bulması ve gıda zincirinde güvenilirliğin artırılması için çalışmalar yürüttüklerini aktardı.
ATB’den taklit ve tağşişle mücadele için laboratuvar yatırımı
Taklit ve tağşiş uygulamalarının hem tüketici sağlığını hem de dürüst üreticiyi olumsuz etkilediğini belirten Yavuz, bu sorunla mücadelenin sektörün ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti.
Bu kapsamda Ankara Ticaret Borsası bünyesinde kurulan Gıda Analiz Laboratuvarı’nın önemine değinen Yavuz, laboratuvar sayesinde gıda ürünlerinin bilimsel, tarafsız ve güvenilir analizlerinin yapılabildiğini, kamu denetim süreçlerine teknik destek sağlandığını söyledi.
“Bizim kârımız Ankara’nın güvenilir gıdaya ulaşmasıdır”
ATB Et Borsası’nda hijyen ve gıda güvenliği standartlarına yönelik çalışmaları anlatan Yavuz, et ürünlerinde güvenilir ticaret için modern ve hijyenik bir sistem oluşturduklarını belirtti.
Bu yatırımlardan doğrudan bir ticari kazanç beklentileri olmadığını ifade eden Yavuz, “Bizim için asıl kazanç; Ankara’nın güvenilir, hijyenik ve kaliteli gıdaya ulaşmasına katkı sağlamaktır. Bizim kârımız budur” dedi.
“Tarımın geleceğini teknoloji belirleyecek”
Tarımda teknolojinin önemine dikkat çeken Yavuz, geleceğin tarımının veri, yapay zekâ, sensör teknolojileri, hassas tarım uygulamaları ve dijital takip sistemleriyle şekilleneceğini söyledi.
Daha az suyla daha fazla üretim yapılmasının zorunlu hale geldiğini belirten Yavuz, sürdürülebilir üretim modellerine geçişin önemini vurguladı.
“Köylerimizi üretim merkezleri olarak görmeliyiz”
Tarımda sürdürülebilir kalkınmanın temelinin köylerden geçtiğini ifade eden Yavuz, “Tarım sadece tarladan ibaret değildir; tarımın temeli köydür, üreticidir, alın teridir” dedi.
Köylerin bilgiye, teknolojiye, finansmana ve pazara erişebilen üretim merkezleri haline getirilmesi gerektiğini belirten Yavuz, Ankara’nın bu konuda pilot il olabileceğini söyledi.
“Hedefimiz sadece üretmek değil, katma değerli üretim yapmak”
Ankara’nın tarımsal ihracat potansiyeline de dikkat çeken Yavuz, hedefin yalnızca üretim yapmak değil, katma değerli ve markalı ürünlerle dünya pazarlarında daha güçlü yer almak olduğunu belirtti.
Ankara’nın merkezi konumu, üretim bölgeleriyle tüketim merkezlerini ve ihracat noktalarını birbirine bağlayan önemli bir avantaj olarak değerlendirildi.
ATB Başkanı Faik Yavuz, konuşmasının sonunda kamu kurumları, yerel yönetimler, özel sektör, üniversiteler ve üreticiler arasındaki iş birlikleriyle Ankara’nın tarım, gıda sanayisi ve tarımsal teknolojilerde daha ileri bir noktaya taşınabileceğini ifade etti.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat:
İhracat kabuk değiştiriyor
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, konuşmasında, Türkiye ekonomisinin savaş ortamı, küresel korumacılık dahil ekonomik zorluklar, pandemi gibi son dönem dışsal sorunlara rağmen büyümesini sürdürdüğünü, ihracatını da artırdığını vurguladı. Salgın öncesi G7 ülkelerinin 100 kabul edilen ekonomik gelişmişlik düzeylerinin halen 100’ün altında olduğunu, Türkiye’nin ise 135 seviyesine geldiğini belirten Ömer Bolat, ekonominin son 23 çeyrektir büyüdüğünü, son 5 yılda ortalama büyümenin 5.4 olarak gerçekleştiğini hatırlattı. Bunun, kredi genişlemesi ya da devalüasyon gibi “şişirme” politikarlarla olmadığını belirten Bolat, deprem yaralarının sarılması için 104 milyar dolarlık harcama, bölgesel savaşlar ortamında gerçekleştiğinin altını çizdi. Sanayinin ihracat içindeki payının artışına, bunun içinde de orta ve yüksek katma değerli ürünlerin payındaki yükselişe dikkat çeken Bolat sözlerini şöyle sürdürdü:
Yapısal bir dönüşüm süreci
“Türkiye ekonomisinde kabuk değişimi ve yapısal bir dönüşüm de gerçekleşmekte. Orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin payı giderek artmakta ve toplam ihracat içinde Mayıs sonu itibariyle yüzde 44’e yükseldi. Belki Haziran rakamı daha güzel gelecek. Gerçekten yılın ilk yarı yıl karnesi ortaya çıkacak ve bu karne Allah'a çok şükür iyi bir karne olacak. Takvim etkileri ilk 5 ayda aleyhimize çalıştı, altıncı ayda daha iyi bir tabloyla dengeledik. Yıl sonu hedeflerine de ulaşacağız inşallah ve cari açıkta da savaşın ortaya çıkmasıyla olan çok endişe kaygı verici tabloda inşallah o kadar olmayacak.”
Ankara’nın da güçlü olduğu makine, elektronik, elektrikli ürünlerde 43 milyar dolarlık ihracatla iyi bir noktaya geldiğini belirten Ömer Bolat, sanayi, bilişim, tarım ve kamu yönetimiyle büyümesini sürdürdüğünü vurguladı. Ankara’nın üniversite altyapısı ve ARGE kapasitesi yanında, sağlık merkezi haline de geldiğini kaydetti. Bakan Bolat, “Ankara savunma sanayinin kalbi oldu. Büyük kuruluşlarımızın hepsi burada ve kümelenme modeli oldu. Türkiye'nin her tarafına iş dağıtan bir merkez haline dönüştü. ..Bu anlamda da savunma sanayinin lokomotifi haline geldi ki savunma sanayimiz on milyar dolarlık bir büyüklüğe geçen yıl son itibariyle ulaştı” diye konuştu.
“Dünya markası yaratıldı”
Türkiye’nin orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürün ihracat payının yüzde 44'e yükselmesinde Ankara'daki teknoloji ordusunun büyük payı bulunduğunu ifade eden Ömer Bolat, Ankara'nın savunma sanayisinde bir dünya markası haline geldiğini de söyledi. Bolat, TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN ve HAVELSAN gibi kurumlar ve onlara iş yapan binlerce alt yüklenicinin bir kümelenme modeli oluşturduğunu anlattı.
Yakın coğrafyadaki savaş ve çatışmalara rağmen Türkiye'nin istikrarını korumayı başardığını anlatan Bolat, “Türk sanayi ürünleri artık dünyada kalitenin ve itibarın sembolüdür. Ankara da bu milli mücadelenin en güçlü motorlarından biridir” diye konuştu.
Ankara’nın Türkiye’nin en iyi işleyen lojistik merkezlerinden birine sahip olduğunu ve her gittiği yerde örnek gösterdiğini kaydeden Bakan Bolat, demiryolu ve havayolu ile serbest bölgeler ve limanlara doğrudan erişim sağladığını, bu nedenle gelecek dönemde de gücünü artıracak bir altyapıya eriştiğini anlattı.
Açılış konuşmalarının ardından panel oturumuna geçildi:
Ankara Ekonomi Zirvesi’nde konuşan Prof. Dr. Ahmet Şahinöz, küresel gıda krizleri, tarım politikaları ve Türkiye’nin gıda güvencesi konusundaki yapısal sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Şahinöz, sürdürülebilir tarım politikalarının önemine dikkat çekerek, gıdaya erişimin stratejik bir konu olduğunu vurguladı.
Gıda güvencesinin modern tarım politikalarının temel gerekçesini oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet Şahinöz, bu kavramın herkesin her yerde ve her zaman yeterli, güvenilir ve sağlıklı gıdaya erişebilmesi anlamına geldiğini söyledi.
Gıda güvencesinin tarihsel olarak insanlığın en temel meselelerinden biri olduğunu belirten Şahinöz, 1970’li yıllarda yaşanan petrol krizi, kuraklık ve tahıl fiyatlarındaki büyük artışların ardından küresel ölçekte daha fazla gündeme geldiğini ifade etti.
“Gıda sadece ekonomik değil, stratejik bir konudur”
Küresel gıda krizlerinin nedenlerinin yalnızca doğal afetler veya üretim yetersizliği olmadığını dile getiren Şahinöz, uygulanan tarım politikalarının da belirleyici olduğunu söyledi.
1980 sonrası dönemde tarım politikalarında yaşanan liberalleşme süreciyle birlikte kamu müdahalelerinin azaldığını belirten Şahinöz, özellikle 1994 Dünya Ticaret Örgütü Tarım Anlaşması sonrası tarımsal üretim ve ticarette piyasa mekanizmasının ağırlık kazandığını ifade etti.
Bu süreçte devletlerin destekleme politikalarının ve kamu stoklarının zayıfladığını kaydeden Şahinöz, kamu stoklarının azalmasının ardından spekülatif hareketlerin fiyat artışlarını tetiklediğini söyledi.
“2020 sonrası krizler gıda fiyatlarını yeniden yükseltti”
COVID-19 salgını sonrası gıda fiyatlarında yeniden ciddi dalgalanmalar yaşandığını belirten Şahinöz, günümüzde gıda krizlerinin çoklu nedenlerden kaynaklandığını ifade etti.
İklim değişikliği, kuraklık, jeopolitik krizler, enerji fiyatlarındaki artış, gübre maliyetleri ve küresel talep artışının gıda piyasalarını etkilediğini söyleyen Şahinöz, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın özellikle buğday, mısır ve ayçiçeği gibi stratejik ürünlerde küresel arz güvenliğini etkilediğini dile getirdi.
“Türkiye’de sorun sadece üretim değil, yapısal politikalar”
Türkiye’nin geçmişte tarımda kalkınmacı politikalarla önemli mesafeler aldığını belirten Şahinöz, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde tarımsal üretimin sanayileşmenin temel finans kaynaklarından biri olduğunu söyledi.
1960’lı yıllarda devlet desteğiyle tarımda modernleşme ve verimlilik artışının sağlandığını ifade eden Şahinöz, ancak sonraki dönemlerde uygulanan politikaların tarım sektöründe yeni sorunlara yol açtığını belirtti.
2000’li yıllarda uygulanan tarım reformuna değinen Şahinöz, doğrudan gelir desteği modelinin Türkiye’nin üretim yapısıyla tam uyumlu olmadığını savundu.
Bu süreçte küçük üreticinin üretimden çekildiğini, milyonlarca insanın tarımdan koptuğunu ve bazı tarım alanlarının boş kaldığını ifade eden Şahinöz, bunun sonucunda tarımsal arz kapasitesinde zayıflama meydana geldiğini söyledi.
“Talep artarken üretim kapasitesi aynı oranda gelişmedi”
Türkiye’de nüfus artışı, kentleşme ve tüketim alışkanlıklarındaki değişimin gıda talebini artırdığını belirten Şahinöz, buna karşın üretim yapısındaki sorunların devam ettiğini ifade etti.
Tarımda gübre, yem ve diğer girdilerde dışa bağımlılığın da maliyetleri artırdığını söyleyen Şahinöz, gıda enflasyonunun temel nedenlerinden birinin üretim maliyetleri ve yapısal sorunlar olduğunu kaydetti.
“Kalıcı çözüm doğru tarım politikalarından geçer”
Gıda fiyatlarıyla mücadelede yalnızca piyasa denetimleri veya geçici tedbirlerin yeterli olmayacağını belirten Şahinöz, kalıcı çözümün üretimi güçlendiren, çiftçiyi destekleyen ve sürdürülebilir tarım politikalarından geçtiğini ifade etti.
Tarımın yalnızca ekonomik bir sektör olmadığını vurgulayan Şahinöz, “İleri teknoloji, sanayi ve savunma kadar toplumların temel ihtiyacı olan beslenme güvenliği de stratejik önceliktir” değerlendirmesinde bulundu.
Zirvede konuşan Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, Türkiye’de tarımın geleceği, kırsal kalkınma, gençlerin üretimden kopması ve yeni nesil tarım politikaları üzerine değerlendirmelerde bulundu. Gülçubuk, tarım politikalarının yalnızca ürün ve üretim odaklı değil, insan merkezli olması gerektiğini vurguladı.
Tarım ve gıdanın geleceği konusunda değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, günümüzde tarımı ve gıdayı dert edinen toplumsal kesimlerin giderek azaldığını belirterek, kırsal alanların geleceğinin stratejik bir konu olduğunu ifade etti.
“Kırsaldaki sorunların nedeni doğru analiz edilmeli”
Kırsal nüfusun ve genç çiftçi sayısının azalmasının bir sonuç olduğunu belirten Gülçubuk, asıl üzerinde durulması gereken konunun bu sonuca yol açan nedenler olduğunu söyledi.
1990’lı yıllara kadar tarım politikalarının büyük ölçüde “insansız” tasarlandığını ifade eden Gülçubuk, üretime, hayvana ve suya destek verilirken kırsalda yaşayan insanların sosyal yaşam, eğitim, kültür ve yaşam kalitesi ihtiyaçlarının yeterince dikkate alınmadığını dile getirdi.
İletişim teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla kırsaldaki vatandaşların da kentlerdeki sosyal imkanlara erişmek istediğini belirten Gülçubuk, bu imkanların kırsala taşınmaması nedeniyle göçün hızlandığını söyledi.
“Tarım politikalarında insan unsuru merkeze alınmalı”
Türkiye’de uzun yıllar boyunca tarımsal desteklerin üreticiden çok üretim unsurlarına yöneldiğini belirten Gülçubuk, hayvan ve ürün odaklı desteklerin yanında çiftçinin yaşam koşullarının da güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye’de sigortalı hayvan oranının sigortalı çiftçi oranından çok daha yüksek olmasının bu yaklaşımın bir göstergesi olduğunu belirten Gülçubuk, “Tarımın sürdürülebilirliği için üreticiyi kırsalda tutacak sosyal ve ekonomik politikalar geliştirilmelidir” değerlendirmesinde bulundu.
“Gençler karar mekanizmalarında yer almalı”
Dünyadaki kırsal gençlik hareketlerinin gıda güvenliği konusunda sorumluluk almaya hazır olduğunu belirten Gülçubuk, gençlerin tarım politikalarının oluşturulmasında söz sahibi olması gerektiğini söyledi.
Türkiye’de çiftçi yaş ortalamasının yükseldiğine dikkat çeken Gülçubuk, gençlerin kırsalda kalmasını sağlayacak yeni istihdam alanlarının oluşturulmasının zorunlu olduğunu ifade etti.
Kırsal alanlarda yalnızca tarım değil, tarım dışı ekonomik faaliyetlerin de geliştirilmesi gerektiğini belirten Gülçubuk, sanayi ve teknolojinin kırsal bölgelerle buluşturulmasının önemine dikkat çekti.
“Veri, tarımın en stratejik unsuru haline geldi”
Günümüz tarımında en önemli kaynağın veri olduğunu vurgulayan Gülçubuk, doğru veriye sahip ülkelerin üretim planlaması, iklim değişikliğiyle mücadele ve piyasa yönetiminde avantaj sağladığını söyledi.
Dünyada milyonlarca hektar tarım arazisinin ülkeler ve şirketler tarafından satın alındığını veya kiralandığını belirten Gülçubuk, Türkiye’nin de küresel tarım stratejilerini yakından takip ederek uzun vadeli planlamalar yapması gerektiğini ifade etti.
“Küresel krizler tarımın stratejik önemini artırdı”
COVID-19 salgını, Rusya-Ukrayna Savaşı ve iklim kaynaklı afetlerin küresel tarım dengelerini değiştirdiğini belirten Gülçubuk, savaşların yalnızca ekonomik değil, insani sonuçlar da doğurduğunu söyledi.
Tarım alanlarının savaşlardan doğrudan etkilendiğini belirten Gülçubuk, üretim kayıplarının yanı sıra kırsalda kadınların yükünün de arttığına dikkat çekti.
“Yeni tarım politikalarının ölçütü verim değil sürdürülebilirlik”
Dünyada artık yalnızca daha fazla üretmenin değil; daha az su, enerji ve karbon kullanarak üretim yapmanın önem kazandığını ifade eden Gülçubuk, gelişmiş ülkelerin tarım desteklerini iklim dostu üretim modellerine göre şekillendirdiğini söyledi.
Avrupa Birliği’nin çevreyi koruyan üreticilere, ABD’nin iklim dirençli tarıma, Çin’in dijital tarım ve yapay zekâ uygulamalarına, İsrail’in ise su teknolojilerine öncelik verdiğini belirten Gülçubuk, tarımda yeni rekabet alanının teknoloji ve sürdürülebilirlik olduğunu kaydetti.
“Ankara tarımda büyük potansiyele sahip”
Ankara Ticaret Borsası adına hazırlanan Ankara Tarımsal Gelişme Stratejisi çalışmasına değinen Gülçubuk, başkentin savunma sanayii, sağlık ve bilişim alanlarındaki gelişmeleri nedeniyle tarım potansiyelinin zaman zaman geri planda kaldığını söyledi.
Ankara’nın arpa, buğday ve büyükbaş hayvancılıkta Türkiye’nin önde gelen merkezlerinden biri olduğunu; kuru soğan ve kimyonda ise Türkiye birincisi konumunda bulunduğunu ifade etti.
Buna rağmen Ankara’nın Türkiye gıda ihracatından aldığı payın düşük seviyelerde kaldığını belirten Gülçubuk, “Türkiye’nin en büyük üçüncü tarım alanına sahip kentlerinden biri olan Ankara’da tarımın ekonomik katkısı çok daha yukarı taşınabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, tarımın geleceği için üreticiyi, kırsalı, teknolojiyi ve sürdürülebilirliği merkeze alan bütüncül bir yaklaşım gerektiğini vurguladı.